Bazen insan, ne kadar yol katettiğini ancak dönüp arkasına baktığında anlayabiliyor.
Geçtiğimiz günlerde Jeffrey Gitomer’ın Satışın Kutsal Kitabı adlı eserini okuyordum. Kitapta kişisel görev bildirgesi hazırlamakla ilgili bir bölüme rastladım. Kimlere karşı sorumlu olduğumuzu, kendimizi neye adadığımızı, nasıl bir insan olmak istediğimizi ve bu dünyaya nasıl bir katkıda bulunabileceğimizi sorgulamamızı istiyordu.
Soruları cevaplamaya başladım. Fakat bir süre sonra fark ettim ki artık yalnızca soruları cevaplamıyordum. Geçmişimi, bugünümü, hayallerimi ve hayal kırıklıklarımı düşünüyordum. Yazdıkça yazıyor, kendimle ilgili belki de uzun zamandır düşünmediğim şeyleri yeniden hatırlıyordum.
Ve bir noktada, bugün olduğum kişiyi anlamak için yıllar önceki hâlime dönmem gerektiğini fark ettim.
Üniversitenin ilk yıllarına.
Henüz dünyayı yeterince tanımayan, hayalleriyle imkânları arasındaki mesafeyi nasıl kapatacağını bilmeyen o genç kıza.
Bir sayfa, üç saat
Üniversitedeki ilk iki yılımı hatırlıyorum.
Uluslararası İlişkiler okuyordum ve bütün derslerim İngilizceydi. Siyaset bilimi, dünya tarihi, sosyoloji, uluslararası ilişkiler teorileri… Her biri kendi başına oldukça kapsamlı, yoğun ve zorlayıcı derslerdi. Üstelik İngilizcem de yeterince iyi değildi.
Bazen bir sayfalık metni anlamak için neredeyse üç saat harcıyordum.
Üç saat.
Bugün düşündüğümde bile o günlerde ne kadar zorlandığımı hatırlıyorum. Yalnızca yeni bir şey öğrenmeye çalışmıyordum. Önce kelimeleri, ardından cümleleri, sonra da o cümlelerin anlatmaya çalıştığı düşünceleri çözmem gerekiyordu.
Bazen diğer öğrencilerle aramda kapanması mümkün olmayan bir mesafe varmış gibi hissediyordum.
Sınıfımızda İngilizceyi çok iyi konuşan bir kız vardı. Onu hâlâ hatırlıyorum. Öyle akıcı konuşuyordu ki kendisine imrenmeden edemiyordum. Ben de bir gün onun gibi konuşabilecek miydim?
Açıkçası, pek ihtimal vermiyordum.
Bugün İngilizce öğreterek hayatımı kazandığımı düşününce o günlerdeki hâlime gülümsüyorum.
İnsan bazen gelecekte kim olacağını gerçekten bilmiyor.
Listede adım vardı
Yurt dışına gitmek istiyordum.
Fakat bunun nasıl mümkün olabileceğini bilmiyordum. Maddi imkânlarım sınırlıydı ve Erasmus bursunu kazanmam gerekiyordu. Üstelik benim gibi isteyen pek çok öğrenci vardı.
İlk yıl başvurdum.
Kazanamadım.
Elbette üzüldüm. Fakat sonraki yıl yeniden denemeye karar verdim. Çalıştım, hazırlandım ve sınava tekrar girdim.
Sonuçların açıklandığı günü hâlâ hatırlıyorum.
O gün dersteydik. Sınıfta hemen önümde oturan kız, Erasmus sonuçlarının açıklandığını duymuş ve listeyi kontrol etmeye başlamıştı.
Birden arkasını dönüp bana seslendi:
“Kazanmışsın, listedesin!”
O an yaşadığım şaşkınlığı ve mutluluğu tarif etmek zor.
İşin en ilginç yanı ise bu haberi bana veren kişinin, bir zamanlar İngilizcesine imrendiğim, kendimi onunla kıyasladığım o kızın ta kendisi olmasıydı.
Hayat bazen insanla tuhaf oyunlar oynuyor. Hatta bazen sanki sizinle konuşmaya çalışıyor. Eğer dikkatle dinlerseniz, söylediklerinden oldukça keyif alabilirsiniz.
O gün benim için böyle bir gündü.
Gözlerimden yaşlar akıyordu. Sevinçten ne yapacağımı bilemiyordum. Sanki yıllardır önümde duran görünmez bir duvarı yıkmıştım.
Şeytanın bacağını kırmıştım.
Yine de gerçek olduğuna inanmak kolay değildi.
Budapeşte uçağına binene kadar bunun gerçekten gerçekleştiğine tam anlamıyla inanabildiğimi sanmıyorum.
Ama gerçekleşmişti.
Ben gidiyordum.
Ve dünya biraz daha büyüdü
Budapeşte’ye gidişim hayatımın önemli dönüm noktalarından biri oldu.
Bir zamanlar ulaşılmaz görünen şeylerin aslında mümkün olabileceğini öğrenmeye başlamıştım. Yeni bir ülkede bulunmak, farklı insanlarla tanışmak, başka kültürleri tanımak ve kendi başıma bir şeyler başarabilmek bana daha önce sahip olmadığım bir özgüven kazandırdı.
Sonra yüksek lisans yıllarım geldi.
Bir kez daha Erasmus sınavına girdim.
Bir kez daha kazandım.
Bu kez yolum Almanya’ya düştü.
Orada öğrenci yurdunda floor speaker oldum. Farklı ülkelerden insanlarla tanıştım, arkadaşlıklar kurdum, yeni deneyimler yaşadım. Bugün bile düşündüğümde yüzümde gülümseme oluşturan, kelimelerle anlatmakta zorlandığım kadar güzel zamanlar geçirdim.
Bir zamanlar İngilizce bir sayfayı anlamak için saatler harcayan o kız, artık başka bir ülkede uluslararası bir çevrenin parçasıydı.
Üstelik hikâye orada da bitmedi.
Yıllar sonra çalıştığım şirket sayesinde yeniden vize aldım ve Almanya’ya tekrar gittim. Berlin’e kaç kez gittiğimi artık hatırlamıyorum bile. Başka şehirleri de gezdim. Almanya zamanla benim için ikinci bir memleket gibi oldu.
Bütün bunları düşününce hayata karşı derin bir minnettarlık hissediyorum.
Çünkü bir zamanlar hayal bile edemediğim şeyleri yaşadım.
Peki, şimdi ne istiyorum?
İşte asıl mesele de burada başlıyor.
Geçmişime dönüp baktığımda kendimle gurur duyuyorum. Ama bugün hâlâ olmak istediğim yerde değilim.
Belki de insanın kendini bulma yolculuğu hiçbir zaman tam anlamıyla sona ermiyor. Bir hedefe ulaşıyoruz, bir hayalimizi gerçekleştiriyoruz ve sonra içimizde başka bir kapı açılıyor.
Şimdilerde kendi işimi büyütmeye çalışıyorum.
İngilizce öğretiyorum. Öğrencilerim var. Onların gelişimine tanıklık etmekten mutluluk duyuyorum. Özellikle çocuklara ve gençlere yalnızca bir dil öğretmek değil, dünyaya daha geniş bir pencereden bakabilmeleri için katkıda bulunmak istiyorum.
Fakat daha fazlasını yapmak istiyorum.
Kendi işimi büyütmek, finansal bağımsızlığımı sağlamlaştırmak ve zamanım üzerinde daha fazla söz sahibi olmak istiyorum. Daha fazla insana ulaşmak, mesleki açıdan gelişmek istiyorum.
Bazen bütün bunların düşündüğüm kadar hızlı ilerlememesi beni üzüyor. Emek veriyorum, planlar yapıyorum, deniyorum ama her şey istediğim gibi gitmiyor.
Sonra geçmişimi hatırlıyorum.
Bir zamanlar Erasmus bursunu da ilk denememde kazanamamıştım.
Belki de bazı şeylerin gerçekleşmesi için biraz daha zamana, biraz daha çabaya ve birkaç başarısız denemeye ihtiyaç vardır.
Dünyanın bütün renkleri
Şimdiki hayallerimden biri Amerika’ya gitmek.
Avrupa artık bana eskisi kadar uzak ve yabancı gelmiyor. Orada bulunmak, seyahat etmek, farklı kültürlerden insanlarla iletişim kurmak zamanla hayatımın tanıdık bir parçası hâline geldi.
Şimdi başka bir kıtayı tanımak istiyorum.
Amerika’da yaşamak, oradaki hayatı deneyimlemek, İngilizcemi daha da geliştirmek ve yeni bir çevre edinmek istiyorum.
Nasıl yapacağımı henüz bilmiyorum.
Hangi yoldan gideceğimi, tek başıma nasıl bir hayat kurabileceğimi, bunun için ne kadar zamana ve paraya ihtiyacım olduğunu bilmiyorum.
Ama geçmişte de pek çok şeyi bilmiyordum.
Budapeşte’ye nasıl gideceğimi de bir zamanlar bilmiyordum.
Almanya’da geçirdiğim o güzel günlerin beni beklediğinden de habersizdim.
Belki de her şeyi en başından bilmek gerekmiyordur. Bazen insanın ihtiyacı olan tek şey, belirsizliğe rağmen ilk adımı atacak cesareti bulmaktır
Dünyayı daha fazla görmek istiyorum. Farklı düşünceleri, inançları, kültürleri ve yaşam biçimlerini tanımak istiyorum.
Hayatın yalnızca siyah ve beyazdan oluşmadığını biliyorum. Arada uçsuz bucaksız bir gri alan var. Belki de insanı insan yapan şeylerin çoğu tam da o alanda saklı.
Kendimden farklı insanları tanıdıkça kendi düşüncelerimi de sorgulamak istiyorum.
Tanrı’nın yarattığı bu dünyayı, insanlığı ve yaşamın sunduğu bütün o çeşitliliği olabildiğince deneyimlemek istiyorum.
Henüz yolun sonuna gelmedim
Bugün geçmişime baktığımda birçok şey görüyorum.
Başarısızlıklar, hayal kırıklıkları, gözyaşları, korkular…
Ama aynı zamanda cesaret, emek, umut ve mutluluk da görüyorum.
Bir zamanlar İngilizce konuşmaktan çekinen bir genç kızın bugün İngilizce öğrettiğini görüyorum.
Yurt dışına çıkabileceğine inanmayan birinin başka ülkelerde kendine güzel anılar biriktirdiğini görüyorum.
Bir sınavı kazanamadığı için üzülen o kızın, sonraki yıl aynı sınavı kazanıp sevinçten ağladığını görüyorum.
Ve bugün hâlâ yeni hayaller kuran, bazen korkan, bazen yorulan ama yürümeye devam etmek isteyen bir kadın görüyorum.
Bütün bunlar için hayata minnettarım.
Henüz olmak istediğim yerde değilim. Belki daha uzun bir yolum var. Belki önümde beni zorlayacak yeni engeller, başarısızlıklar ve belirsizlikler olacak.
Ama artık geçmişteki o genç kızın bilmediği bir şeyi biliyorum:
Bir şeyi bugün hayal edemiyor olmam, yarın onu yaşayamayacağım anlamına gelmiyor.
Belki yıllar sonra bu yazıyı yeniden okuyacağım.
Belki o zaman Amerika’da olacağım. Belki kendi işimi hayal ettiğim noktaya taşımış olacağım. Belki bugün henüz adını bile bilmediğim şehirlerde, hiç tanımadığım insanlarla unutulmaz anılar biriktirmiş olacağım.
Kim bilir?
Hayatın en güzel taraflarından biri de bu değil mi zaten?
Henüz yaşamadığımız bütün o ihtimaller.
Ve ben, bütün belirsizliklerine rağmen, yaşamaya devam etmek istiyorum.
Merak ederek, öğrenerek, severek, bazen yanılarak ama her defasında biraz daha kendim olarak.
Çünkü yolun sonunda kim olacağımı henüz bilmiyorum.
Ama geçmişime baktığımda, yürümeye devam etmek için yeterince neden görüyorum.
Leave a Reply